Close

20 Nisan 2018

Probiyotik dostlarımız

Probiyotikler, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün ( FAO ) tarifine göre “yeterli miktarda tüketildiğinde konakçı sağlığı açısından fayda yaratan canlı mikroorganizmalardır. Bu tarifi göz önüne alarak iki önemli açıklamada bulunmak gerekir: 1) Probiyotiklerin faydasını görmek için “yeterli miktarda tüketmek” lazımdır. Bu, günde en az 10 milyar üniteye ( CFU ) tekabül eder. Piyasada bol miktarda bulunan ve kapsül başına 1 milyar ünite probiyotik bakteri içeren ürünleri bu sebepten tavsiye etmediğimi vurgulamak isterim 2) Tükettiğiniz probiyotik ürünler üretim tarihinden sizin kullanım anınıza kadar yeterli miktarda “canlı probiyotik bakteri içermelidir”. Probiyotik hapları üretmek teknolojik olarak çok kolay değildir ve ambalajın üzerinde belirtilen probiyotik mikroorganizma miktarı ne kadar ileri teknoloji kullanılmış olursa olsun üretimi takip eden her gün biraz daha azalacaktır. Bu yüzden probiyotik haplarınızı – üzerinde gerek olmadığı yazsa bile — buzdolabında saklamanız iyi olacaktır!

Sindirim sistemimizde aşağı yukarı 100 trilyon probiyotik bakteri barındırdığımız hesaplanmıştır; bu 2,5 kg’lık bir ağırlığa tekabül etmektedir! Yaşımız ilerledikçe ve birçok dış etkene ( antibiyotik kullanımı başta olmak üzere çeşitli ilaçlar, alkol kullanımı, GDO’lu gıdalar, toksik konservan gıda maddeleri, sezaryen doğum, rafine karbonhidrattan zengin beslenme tarzı v.b.) bağlı olarak bağırsak floramızı oluşturan probiyotik bakterilerin sayısı hızla azalır. Bu durum çeşitli hastalıklara zemin hazırlar. Bunların başında bağışıklık sistemimizin zayıflaması gelir, zira vücudumuzdaki tüm bağışıklık sistemi hücrelerimizin % 70’i bağırsaklarımızdadır ve dost probiyotik bakteriler bu hücrelerle devamlı iletişim halinde kalarak bağışıklık cevabımızın belirlenmesinde önemli bir rol oynarlar. Son senelerde bağırsak-beyin ilişkisi üzerine sayısız araştırmalar yapılmış ve her geçen gün daha şaşırtıcı bulgulara erişilmiştir. Probiyotik bakterilerin salgıladığı maddelerin Vagus siniri üzerinden direkt olarak beyine ulaştığı ( “vagus otobanı” ) belirlenmiş ve bağırsak florası sağlığı ile depresyon, anksiyete, Alzheimer, Parkinson, otizm, ADH gibi çeşitli nörolojik/psikiyatrik hastalıklar arasında sıkı bir bağ gösterilmiştir. Bozulan bağırsak florası ( = dysbiosis ) ile ilişkilendirilen diğer majör hastalık grubu tip 2 diyabet, obezite, metabolik sendrom ve karaciğer yağlanmasıdır. Sağlıklı bir bağırsak florası bağırsak geçirgenliği üzerinde son derece belirleyici bir role sahiptir. Bağırsak florasının altüst olduğu durumlarda bağırsak mukozasının bariyer fonksiyonu da zarar gördüğünden ( leaky gut ) toksik maddeler çok daha rahat kan dolaşımına karışır ve bu da karaciğer yağlanmasından gıda intoleransına, atopik dermatitten alerjilere kadar bir çok hastalığa sebep verebilir.

Vücudumuzda neredeyse etkilemediği organ sistemi olmayan probiyotiklere gündelik beslenmemizde çok daha fazla yer açmalıyız. Doğal probiyotik kaynakları deyince aklımıza ilk önce fermante ürünler gelmelidir. Bunların başlıcaları ( evde mayalanmış ) yoğur ve kefir, yaşlandırılmış ve küflü peynirler, turşular, ekşi mayalı ekmek, boza ve sirke gibi gıda maddeleridir. Lüzum halinde doktorunuzun tavsiyesi doğrultusunda günlük probiyotik desteği kullanmaktan çekinmeyiniz. Probiyotiklerin çocuklar için de oldukça güvenilir olduğu unutulmamalıdır.